Tuesday, 15 November 2016

İyon denizi güzeli: Kefalonya



İkamet ettiğim Bodrum'a yakın 12 adaların dışında, Türkler tarafından pek tanınmayan İyon denizinde, küçük adacıklarla beraber, üç yüz küsur Yunan adası var. Bu adaların en büyükleri ise Korfu, Paksi, Lefkada, Ithaka, Kefalonya, Zakinthos ve Kithira adaları ki, birlikte Eptanisia (yedi adalar) olarak anılıyor. Ben bunlardan Kefalonya'yı 2015 ve 2016 yıllarında iki kere ziyaret etme ve uzunca kalma fırsatı buldum. Kısa süreli olarak ziyaret ettiğim diğer komşu adalara kıyasla, tarihçesi, yemyeşil coğrafyası ve dost canlısı insanlarıyla bu adadan çok etkilendim.

Kefalonya, 781 metre kare yüzölçümüyle yedi adaların en büyüğü. Adaya Atina'dan ulaşım havayoluyla olabildiği gibi, kara yoluyla ulaşılacak Killini veya Patras limanlarından kalkan feribotlarla da yapılabiliyor. Ancak, son ekonomik krizde durdurulan ve şu sıralarda pek yavaş yürüyen oto yol yapımı nedeniyle kara yolunda kilometrelerce tek şerit halinde gitmek sıkıcı olabilirse de, bu yolun çok yakınında yer alan Corinth kanalını görmek de ilginç olabilir.

Ada, Herodot'un yazılarında Kefalinia olarak anılmış. Ünlü gezgin coğrafyacı Strabo da, bu adın adada hüküm süren kral Kefalos'un adına atfen verildiğini yazar. Adada bulunmuş olup, halen sergilenmekte olan taştan yontulmuş aletler ve madeni paralardan anlaşıldığına göre, burada paleolitik ve neolitik çağlarda da yaşam varmış. Adanın konumu İyon denizindeki ticaret rotalarının önemli bir noktasında olduğundan önce Romalılar, sonra Bizanslılar ve Frenkler ve Türkler tarafından istilaya uğramış. M.S.1500'den sonra da yaklaşık 300 yıl Venediklilerin egemenliği altına girmiş. Daha sonra da yine Fransız, Rus, Türk ve İngiliz istilalarıyla gaçen yılların ardından 1864'de yapılan bir anlaşmayla Kefalonya'nın da dahil olduğu yedi adalar Yunanistanın egemenliğine geçmiş.

Adada ilk büyük yerleşim, istilalara karşı korunabilmek için, kıyıdan uzak Acropolis tepesinde oluşmuş. Buradaki yapılar  günümüze kadar epey yıpranmış ve pek iyi korunamamış durumda. Yine de, manzarasıyla ilginç olabilir. Otoyla, Sami'den Antisamos'a giden yoldan sert bir "U" dönüşüyle ulaşılabiliyor.

Çok ilginçtir ki, ada sakinleri, İspanyadaki Katalanlar gibi, kendilerini "Yunan" olarak değil de, "Kefalonyalı" olarak tanımlıyorlar ve Yunan devletini yönetenlere pek sempatileri yok. Zaten adada, belki uzun süre Venedik istilasında kalmalarının etkisiyle, cedlerinden gelen bir İtalyan havası seziliyor.

Ada, gerek Aenos dağından gelen ve geniş Omala vadisini besleyen akarsular, gerekse yer altı kaynaklarıyla bir tatlı su cenneti. 1962 yılında milli park olarak belirlenen Aenos dağı, kendisine özgü köknar cinsi (Abies Cephalonica) ağaçlarla bezenmiş ve belli bir yüksekliğe kadar çıkan oto yolu ve sonra devam eden patikalarıyla keşfedilmeye değer. Omala vadisi ise bereketli topraklarıyla, zeytincilik ve bağcılık başta olmak üzere, tarıma çok elverişli. Omala vadisi ziyaretinde, meşhur Robola şaraplarının üretildiği kooperatifte şarap tadımı yapılabilir. Beyaz şarap meraklılarına benim önerim "Organic 2014" ve "San Gerasimo 2014". Yine bu vadide yer alan, adanın en büyük limanı ve yerleşim merkezi Argostoli'den 10 km uzaklıktaki Agios Gerasimos manastırı ilginç. Manastırın zemininde, dik bir merdivenle inilen daracık kuyu gibi bir hücrede Aziz Gerasimos çile doldurmuş. Naaşı da göz alıcı bir gümüş tabutta muhafaza ediliyor ve her yıl ölüm günü olan 16 Ağustosta bu ağır tabut ziyaretçiler tarafından manastırdan alınarak yakınındaki büyük bir çınar ağacının altına taşınıyor. İnanışa göre, Aziz Gerasimos, bu ağacın altında dinlenirken bastonunun değdiği yerden hayat suyu fışkırmış.  

Bence adanın en güzel bölgesi, feribot iskelesi, otelleri, plajları ve ilginç mağaralarıyla Sami. Konaklamak için Karavomilos semtindeki Sami Beach Hotel ve Ionian Emerald Resort Hotel'i önerebilirim. Ayrıca, çevrede bir sürü temiz pansiyon da mevcut.

Plajlar genellikle çakıllı ama deniz kristal berraklığında. Başlıcaları Myrtos, Antisamos, Assos, Agia Paraskevi, Camping Karavomilos, Agia Efimia Paradise. Assos aynı zamanda tekne bağlamak için çok uygun korunaklı şirin bir liman. Doğal güzellik görüntüleriyle izleyenleri hayran bırakan "Yüzbaşı Corelli'nin mandolini" filminde de Myrtos ve Antisamos plajları plato olarak kullanılmış. Yine bu film için kullanılmış köy evleri platosunun kalıntıları da Argostoli yolu üzerinde duruyor.

Adayı ziyaretimizde, davet edildiğimiz bir nikah seremonisinin yapıldığı, Sami’yi yukardan gören bir tepedeki şirin Panagia Agrilion manastırının manzarası etkileyici, hikayesi de ilginç. 18. Yüzyılda iki çoban tarafından keşfedilmiş ve çobanlar burada buldukları Meryem ana ikonundan etkilenerek manastırda inzivaya çekilmişler. Ömürlerinin sonuna kadar da orada keşiş olarak görev yapmışlar.    

Görülebilecek ilginç mağaralardan biri Drogarati mağarası. Bu mağaranın girişi yaklaşık 300 yıl önce güçlü bir depremden sonra meydana çıkmış ve 1963 yılında ziyarete açılmış. Girişi oldukça dik ve çok basamaklı. Yaşlılar ve hamileler zorlanabilir. Akustik özelliği bu mağarada düzenlenen klas,k müzik konserlerini de seyre değer kılıyor. Diğer ilginç mağara ise, Melissani mağarası. Adanın batı tarafından gelen yer altı suyu doğudaki bu mağarada birikip yine yer altından Karavomilos göletine bağlanıyor. Bu göletten de denize devamlı tatlı su akıntısı var. Bu mağaranın da, 1951'de adada büyük hasara yol açan depremde tavanı çökmüş. İçinde kayıklarla dolaşılabiliyor. Özellikle, öğlen güneşi üstü açık olan bu mağaraya vurduğunda suyun aldığı renkler görülmeye değer.

Adada yemek yemek için bence lüks restoran yerine genellikle aile işletmeleri olan tavernalar tercih edilmeli. Benim önerilerimde ilk sırada Karavomilos'daki Zervati Grill & Fish tavern var. Sahibi Makis Kavallieratos aynı zamanda balıkçı. Balık pişirmekten de o sorumlu, eşi nefis ev yemekleri yapıyor, kızları da serviste. Zamanında kılıç ızgarayı mutlaka tatmalı. Porsiyonları da acayip, iki kişiyi rahat doyurur. Diğer önereceklerim de yine Karavomilos'da Kokoras restaurant, Karavomilos tavern, Agia Paraskevi'de Beach restaurant, Agia Efimia'da Paradise beach restaurant. Ayrıca, Sami limanındaki Tereza'da pizza çeşitlerini, Yedi adalarda şubeleri olan Spathis Bakery'de tatlı, dondurma, kurabiye ve sandviç çeşitlerini tadabilirsiniz.

Kefalonya'ya gelmişken, komşu adalardan Zakhintos'a feribotla gidilip meşhur gemi batığı plajı görülebilir, kiralık tekne veya günlük turla da Ithaka adasındaki Vathi limanı, Gedaki ve Filiatro plajları görülüp, şirin balıkçı limanı Kioni'deki Mills restoranda ev yapımı şarap eşliğinde öğle yemeği molası verilebilir.




Kefalonya haritası


Poros feribot iskelesi

Panagia Agrilion manastırı

Manastırda dini nikah merasimi

Tavernada düğün gecesi

Poros limanı

Antisamos plajı

Karavomilos sahil yolu

Drogarati mağarası

"Yüzbaşı Corelli'nin mandolini" filmi köy platosundan kalanlar

Acropolis'den Sami manzarası

Acropolis

Karavomilos'da göletinden denize devamlı akan tatlı suyun çevirdiği çark

Karavomilos göletinin ördekleri

Malissani mağarası

Karavomilos'da plaj


Myrtos plajı

Assos

Assos'da plaj

Aziz Gerasimos'un gümüş tabutu

Agios Gerasimos manastırı

Robola şarap imalathanesi

Agios Gerasimos'daki kutsal ağaç

Sami limanı

Poros limanı

Melissani mağarası

Melissan mağarasında çöken tavanın kalıntısı

Melissani mağarası

Karavomilos sahilinde gün batımı

Karavomilos camping beach

Ithaka'da Vathi limanı

Adanın berrak sularında serinleme molası 

Ithaka, Vathi limanı girişinde eski karantina adacığı

Agia Efimia Paradise plajı


Wednesday, 3 April 2013

ON İKİ ADALAR GEZİSİ


12 ADALAR GEZİSİ NOTLARI

 

Temmuz 2011 sonuna doğru Bodrum’daki tersanemizde işlerin biraz hafiflemesini fırsat bilerek, eşim ve ben, Tokyo’da yaşayan ve yıllık izinlerini Bodrum’da bizimle birlikte geçiren küçük kızımız ve damadımızın Japonyadaki felaketten sonra hala tam olarak düzelmemiş olan morallerini düzeltmeye de yararlı olacağı düşüncesiyle, 16 metre boyunda, “cutter” armalı ayna kıç bir motorsailer ile komşu ada Kos’tan (İstanköy) başlayıp kuzeye doğru seyredeceğimiz bir gezi planladık. Amacımız, gideceğimiz adaların çok bilinen kalabalık limanları yerine daha sakin ve bakir kalabilmiş limanlarını ziyaret etmekti.

 

Birinci gün:

Bodrum limanında sabah başladığımız kumanya alımı ve çıkış işlemlerini tamamladığımızda öğleni bulmuştuk. Teknemiz kale dibindeki rıhtımda bağlıydı. Oraya sabah saat 10.00’dan sonra araçla giriş yapılamıyor. Ama, denizciler derneği kumanya ve eşya taşıma işine yardımcı olmak üzere ücretsiz küçük bir motorize römorkla bariyerin dibinden teknenize kadar hizmet veriyor.

Öğleden sonra tonozu çözüp mendirekten çıktığımızda dışarıda 22 kn kuvvetli karayel esiyordu! Biz de hazırlık yorgunluğumuzu üzerimizden atmaya yarayacak uzun bir deniz molası için bizim kıyılarda kalmaya karar verdik. Aspat’daki gecelememizde alargada kaldık ve klasik köfte, makarna, salata menüsünü kaliteli bir yerli şarapla taçlandırdık.

 

İkinci gün:

Kos; İç limanın batı yakası
Sabah karayel biraz düşmüş olarak hala devam ediyordu. Kos’a vardığımızda küçük limandan Yunan feribotlarının çıkışları bitmiş, ama günlük gezi teknelerinin çıkışları başlamıştı. Kos’daki acentemiz Murat’ı (Mouratti-VHF: 69) aradık. İçeriye girmek için talimatını beklememizi istedi. Murat, Girit kökenli sempatik ve yardımsever bir Yunanlı. Güzel Türkçe konuşur. Yıllar önce de bizim bir asistan kızımızla evlendi. Şimdi ofislerinde de beraber çalışıyorlar. Çok şirin bir de oğulları var.


Kos; İç liman ana rıhtımı




Kos; Merkezdeki plajlar
 

Kos; İç liman kale dibi rıhtımı
Gezi tekneleri de limanı terkettikten sonra, Bodrum’dan peş peşe kalkan dört feribot limana varmadan Murat bizi çağırdı. İçeriye girdiğimizde gezi teknelerinden boşalan rıhtıma Segway’iyle gelmiş ve bizi bekliyordu. Gösterdiği yere kıçtan kara bağlandık. Ama giriş işlemleri için bizim feribotlarla gelen yolcuların giriş işlemlerinin bitmesini beklemek zorundaydık. O işlemler de Kos’daki kısıtlı eleman sayısı sebebiyle, özellikle kalabalık yaz sezonunda saatlerce sürebiliyor. Küçük limanın yat giriş-çıkışıyla ilgili en uygun saatleri 10.30- 11.00 arası. Eğer Kos’da kalmayacaksanız, o saatlerde girişin tam karşısındaki rıhtım boşalmış oluyor. Ama, akşamüstü 16.00’dan sonra dönen teknelerle yine doluyor. Limanda kalacak tekneler kale tarafındaki rıhtıma bağlanabilir. Ancak, sabah erken kalkacaksanız, zincirinizin üzerine döşenmiş başka bir zincir sürprizine da hazırlıklı olmalısınız. Kalenin karşısındaki rıhtım ise daha sakin ama daha sığ. Burada tonozlar da var. Emin değilim ama çoğu sahipli olabilir.




Saat 13.30’da Murat’ın eşi, bizim eski asistan Pelin evrakları getirdi ve giriş işlemimiz tamamlanmış oldu. Öğle yemeğini limanın batı tarafında Averof caddesi kıyısındaki Girit kökenli Fatma Hanımın işlettiği Caravelle restoranda yemeyi planlamıştık ama deniz özlemimiz ağır bastığından, yakındaki bir içki dükkanından benim favorim “Apalarina” marka Sakız adası menşeli mastikamızı (sakız likörü) da alıp hareket ettik. Kuzeye çıkışta burundan epey açığa uzanan döküntüleri iskelemizde bırakıp açığından geçerek rotamızı yaklaşık 9 mil mesafedeki Pserimos (Keçi) adasının doğuya bakan geniş limanına çevirdik. Bu az nüfuslu sakin adanın ana limanı ise batı yakasında. Ancak biz bu gezide gürültüden uzak, karadan ulaşımı zor, kafa dinlenebilecek limanları tercih ettik. Girişteki balık çiftliğini iskelemizde bırakarak çok içeriye girmeden küçücük bir plajın kıyısına kıçtan kara bağlandık. Deniz sakin ve berrak. Limanın daha içerilerine günlük gezi tekneleri gelip aynı bizdeki gibi yüksek volümlü müzik çalıyorlar. Ama bu bizim bulunduğumuz konumda rahatsız edici değildi. Onlar da gittikten sonra gece koca liman İsveç bandıralı bir katamaranla bize kaldı. Akşam yemeğinden sonra, damatla birlikte Kos’tan aldığımız mastika eşliğinde yıldızları seyrederek pipo tüttürmek keyif vericiydi. Gece yarısı açığımızdan geçen heybetli bir yolcu gemisinin bize kadar ulaşan dalgalarının yarattığı kısa süreli sallantı dışında sakin bir gece geçirdik.
Pserimos; Doğu limanı, yamaçlarında ağaçların yarattığı yukarıya tırmanan dev tarih öncesi yaratıklar görüntüsü ilginç


Pserimos'un sakin ve temiz sularında rahatlama

 

Üçüncü gün:



Ege'de gün doğuşu


 
Dün aldığımız hava raporuna göre, bu gün hava yine karayelden 2-4 Bofor, zaman zaman da 5-6 Bofor esecekti. Sabah 6.00’da demir alıp son zamanların modası Leros (İleryoz) adasına doğru hareket ettik. Bu tekneyle tramola yelken seyri yorucu ve zaman alıcı olacağından, baş omuzluktan aldığımız denizlerle ve motor çalıştırarak yaklaşık 21 millik mesafeyi 3 saatte katederek çoğunluğu Türk veya Amerikan bayraklı (ama sahibi Türk) yatların doldurduğu Panteli limanına vardık ve alargada kaldık. Niyetimiz burada fırından yeni çıkmış sıcak sabah francalası alıp daha sakin bir limana gitmekti. Francalalar gelir gelmez yarısı kahvaltıdan önce katıksız tüketildi! Kalanı da sucuklu yumurtalı kahvaltımızı bitirmeye yetmedi! Kısa bir deniz molasının ardından rotayı adanın güney ucunda bir girinti yapan Kserokambos limanına çevirdik. Aslında, 12 adaların kuzey ucunda yer alan evvelce gördüğümüz Patmos dışında, görmediğimiz ve methini duyduğumuz Arki, Marathi ve o yol üstünde uğranabilecek Lipsi adalarına kadar uzanmayı düşünüyorduk ama, çocukların dönüşte karadan yapmayı planladığı Çıralı, Kumluca gezisi sebebiyle zamanımız kısıtlıydı. Devamlı esen karayele karşı seyretme olasılığı da buna eklenince Leros’dan geze geze dönüşe geçmeye ve 12 adaların kuzey bölümünü de inşallah başka bir gezide ziyaret etmeye karar verdik.

Panteli'de francala seferi

 


Leros; Panteli limanı girişi



Panteli'den başka bir görüntü


Kserokambos girişindeki mağaralar
Yaklaşık 5 millik kısa bir yolculukla Kserokambos’a girdik. Liman girişi sevimsiz kayalık ve mağaralı bir görünümde olsa da içeriye doğru çok şirin bir kumsalda bitiyor.
Kserokambos'da Taverna To Kyma



Kserokambos'da şirin bir plaj

Kserokambos'da bağlanacak tekne bekleyen boş tonoz şamandıraları




Kupes ve sarpalar besleniyor
Kıyıda birkaç taverna (bizdeki gibi sazlı, sözlü olmayan sakin balık lokantası) ve önlerinde çeşitli derinliklerde ücretsiz bağlanabilen tonozlar var. Yaz ortasında 20-25 tane tonozun ancak birkaç tanesi doluydu. Burada, gittiği bazı yerlerde tonoz sıkıntısından şikayet eden Sn.Ali Boratav’ın kulaklarını çınlattım! Akşam yemeği için balıkçıların da önüne yanaştığı To Kyma (Dalga) adlı restoranda yer ayırttık. Denizden yeni çıkmış bir kilo iki yüz elli gramlık bir sinariti de ana yemeğimiz olarak peyledik. Berrak ve sakin denizde bol bol yüzüp öğle yemeğimizi teknede yedikten sonra, altımızda biriken irice uslu sarpa ve kupesleri önce besledik, sonra da bir saat içinde bir kova balık tuttuk, tabii yenmeyecek büyüklükte olanları deniz yaşamlarına geri döndürerek. Bu sırada, 1979 yılında İstanbul’dan tersane ortaklığını bırakıp, şimdi çok doğru olduğunu gördüğüm ani bir kararla göçtüğümüz Bodrum’a 1960-70’li yıllarda turist olarak gelip kiraladığımız rahmetli İbrahim Bilgin Kaptanın sünger teknesinden bozma, ranzalı 12 metrelik (o zaman en büyük tekne 14 metreydi) KAYA motoruyla ıssız Gökova’da yaptığımız gezileri ve tuttuğumuz balıkları hatırladım. Hele oltaya peş peşe takılan deli sarpaları temizlemeden ateşe gösterdikten sonra incecik derisini sıyırıp altındaki bembeyaz eti nasıl iştahla yediğimizi hiç unutamıyorum. Söz balık ve yemekten açılmışken, basit fakat lezzetli ve ucuz akşam yemeğimizden de biraz söz edeyim. To Kyma buralardaki hemen her taverna gibi bir aile işletmesi. Masaya oturur oturmaz, feta peynirli Yunan salatası, taze patates (donmuş değil) kızartması ve bir sürahi ev yapımı çok hoş beyaz şarabı getirdiler. Balığı bekleyene kadar patates ve şaraptan bir tur daha yaptık. Bir de kızımızın çok sevdiği Skordalia (patates püresi, limon suyu, az sarımsak ve zeytinyağı ile yapılan, görünüşü favaya benzeyen, ama tadı farklı ve mayhoş bir meze, rakıyla da iyi gidiyor) istedik. Balığımızı ızgarada kekikli bir sosla pişirip servis ettiler. Burada da Sn.Artun Ünsal’ın kulaklarını çınlattım. Üstad kekiği bazı ızgara balıkların olmazsa olmazı diye tanımlar. Dört kişilik bu nefis akşam yemeğine, tatlısı, karpuzu, suyu, sodası, bahşişi de dahil 80 Euro ödemek bizi şaşırtmadı. Çünkü artık buralarda fiyatların bizim taraftan, hele Bodrum’dan çok daha ucuz olduğunu biliyorduk. Tekneye dönüşte, hava da iyice kalmıştı. Dışarıda uyumaya karar verdik. Ama, daha uyumaya başlamadan bizdeki davul, zurna seslerini andıran bir gürültüyle ayaklandık. Bu sessiz ve yerleşimi kıyıdan içerde olan koyda meğer o gece düğün varmış! Herhalde gece yarısı biter dediğimiz düğün sabah 5.00’e doğru bitti, iyi mi? Şansa bak! Sabaha karşı uykuya dalmadan önce gidip katılmayı bile düşündük çaresiz!

 

Dördüncü gün:

Sabah ekmek ve içme suyu ikmali için akşamki restorana danıştık. Su için önerdikleri yer kapalıydı. Suyumuzu epey içeriye yürüdükten sonra alabildik. Ekmeğin de 15 dakikaya kadar geleceğini bildirdikleri halde 45 dakika bekledikten sonra restoranın derin dondurucusundaki ekmeklerden alıp hareket ettik. Buralarda siz ne kadar acele ederseniz edin, onların “siga siga” (yavaş yavaş) yaşam tarzına uymak zorundasınız. Bu bütün Ege ve Akdeniz kıyılarında yerleşmiş bir yaşam tarzı.

Kserokambos’dan yaklaşık 9 millik mesafedeki Kalimnos (Kelemez) adasının doğu tarafında ve kuzey batıya doğru bir girinti yapan, etrafı yüksek tepelerle çevrili Ormos Palaio koyuna öğleye doğru girdiğimizde koyda çoğunluk yine bir kısmı tanıdık Türk charter teknelerindeydi. Ancak, bunların hemen hepsi burada öğle yemeği molası verip öğleden sonra ayrılıyorlar. Biz de alargada kalıp bir gün önce tuttuğumuz balıklarla öğle yemeğimizi hallettik. Biz yemeğimizi yerken limanın bize yakın bir boş alanına gelen Yunan gırgır balıkçı teknesi hemen orayı çevirdi. Biz de ağ toplanırken onları izledik. Çıka çıka bir kasa kadar balık çıktı!

Kalimnos; Ormos Palaio koyundaki plaj ve tonozlar


Ormos Palaio'daki teknelerin yüzde sekseni bizden!

Burada da içerdeki plajın önünde birkaç tonoz var ama koy içeriye doğru daraldığı için büyük teknelerin bağlanması riskli. Büyük teknelerin kıçtan kara bağlanabileceği en uygun yer, limana girerken sol taraftaki plajın yanındaki korugan kayalıklar. Biz, orada bağlı iki teknenin arasına girip rahatlarını bozarız düşüncesiyle, öğleden sonra iyice boşalan iç taraflarda havuz gibi bir girintinin önüne demir atıp, kıçtan kara bağlanmak yerine yine baştan kayalara koltuk aldık. Böylece teknenin kıçını serbest bırakıp gece tepelerden aşırıp gelen sağnak rüzgarlara karşı tedbir almış olduk. İyi ki de böyle yapmışız. Gece bayağı kuvvetli sağnak rüzgar indirdi. Ama biz rahat uyuduk.

 

Beşinci gün:

Sabah erken demir alıp Kos’a dönüşe geçtik. Dışarıda karayel yine Allah ne verdiyse bindiriyordu. Ana yelkeni basmadan, baş staysail ile biraz yükselip sonra denizleri kıç omuzluktan alarak fazla çalkalanmadan üç saatlik bir yolculukla Kos’a vardık. Yine Murat’ı aradığımızda bizi boşalmış olan aynı rıhtıma aldı. Çıkış işlemlerimiz yapılırken ana meydandaki Hal binasından meyva,vs takviyesi yapıp tekneye döndüğümüzde işlemlerimiz de bitmişti. Hemen hareket edip Bitez’e doğru yola koyulduk. Gecelediğimiz Ada boğazı bir hayli tenha sayılırdı. Orada, kalan kumanyamızla hayli zengin bir sofra hazırlayıp, akşam yine baş üstünde hem ertesi gün günlük rutin hayatımıza geri döneceğimizi düşünüp, hem de en yakın zamanda yine böyle bir gezi fırsatı yaratabilme hayalleri kurarak son şarabımızı da bitirdik.


Ada boğazı; Arka liman


 



Darısı bu hayalleri kuran herkesin başına…